Duvarın Kalbinde Bir Kalem
.
Bu kalem, sadece haber yazmayacak; içeride kaynayan çayın buharını da, dışarıdaki rüzgâra ulaştıracak.
Ben duvarlara bakınca sadece taş görmüyorum. Bir çatlağında bir hikâye, bir köşesinde bir sabır, bir gölgesinde bir umut görüyorum. Elimde anahtar yok, kapıları açamıyorum belki… Ama kalemim var. Ve ben biliyorum ki, bazı kapıları kelimeler açar.
İlk yazımda şunu söylemek istiyorum: Ben burada sadece haber yazmayacağım, hayat yazacağım. Çünkü ceza infaz kurumları dışarıdan göründüğü gibi dört duvar değildir. İçeride bir şehir akar. Nöbetin sessizliğiyle çayın buharı birleşir, volta taşlarında ayak sesleri yankılanır, görüş camına bırakılan bir avuçta koca bir dünya titrer. Benim kalemim o dünyanın yankısını taşıyacak.
Ben, meslektaşlarımın emeklerini yazacağım. Bir ambar memurunun defterine sığmayan hesaplarını, eğitim servisinde görev yapanın bir gencin ufkunu açışını, gece boyunca dimdik duranların sabrını… Ve bazen de 12 saatlik nöbetlerin nasıl bir vardiya ruhuna dönüştüğünü yazacağım. Çünkü vardiya, sadece mesai değildir; aynı dakikayı paylaşan, aynı sorumluluğu taşıyan yüreklerin birbirine omuz verdiği bir zincirdir. Bazen bir bakışla anlaşılır, bazen bir bardak çayla dağılır yorgunluk. Bizim vardiyalarımız, zamanın içindeki en uzun geceyi bile kardeşlik duygusuyla kısaltır.
Ben, hükümlü ve tutukluların ıslah hikâyelerini yazacağım. Bir kitabın nasıl yeni bir pencere açtığını, bir eğitimin nasıl yeniden yol gösterdiğini… Çünkü değişim de bir cezadır aslında; insanı içten içe yeniden inşa eden.
Ben, denetimli serbestliği yazacağım. Özgürlüğün kapının açılmasıyla başlamadığını, asıl özgürlüğün sorumlulukla taşınan bir yolculuk olduğunu… Toplumla yeniden buluşan bir insanın o ilk adımını, o sancılı ama umut dolu geçişini.
Ve ben, bir personelin nöbetini bitirip evine dönerken taşıdığı yorgunluğu ve onuru yazacağım. Tahliye anlarını yazacağım; bir hükümlü ve tutuklunun özgürlüğe adım atarken gözlerindeki sevinçle karışık belirsizliği, o anı sessizce izleyen personelin kalbinden geçen duaları… Çünkü bu meslek sadece kapalı kapıların ardında değil, duyguların en derin yerinde de yaşanır.
Dışarıdan ceza infaz kurumlarına bakanların gözünde bizim mesleğimizin değeri çoğu zaman yanlış anlaşılır. Oysa “Dışarıdan bize değer biçenlerin bakışı, içeridekilerin tutumuna bağlı.” Bir nöbetin sabrı, bir vardiyanın kardeşliği, bir eğitim odasının sessizliği ya da bir tahliye anının gözyaşı… Asıl ölçüyü dışarıdaki bakış değil, içeride yaşananların insana kattığı derinlik belirler.
Ben yazmaya bu yüzden başladım. Mazgalın arasından süzülen ışığı büyütmek için… Çayın buharına sinmiş umudu dışarıya taşımak için… Bir vardiyanın sabrını, bir tahliyenin sessiz sevincini satırlara dökmek için…
Çünkü her satır, içeriden dışarıya uzanan bir yolculuktur; umuttan özgürlüğe doğru atılmış sessiz bir adımdır.
Özgürlük, bazen bir satırın içine sığar; ve o satır büyüdüğünde, gökyüzü bile dar gelir.
Ve bu satır, aynı zamanda bir selamdır:
Her nöbette aynı yükü taşıyan meslektaşlarıma, her serviste farklı bir umudu büyüten çalışma arkadaşlarıma, ıslahın yollarını açan eğitimcilere, tahliyenin sessiz sevincine tanıklık eden gönüllere…
Bu yazı yalnızca benim değil, hepimizin kaleminden düşen ilk cümledir.











0 Yorum