Ceza İnfaz Personelinin Sessiz İstifası

Ünlü Sosyolog İbn Haldun, Mukaddime adlı eserinde toplumların yaşayış biçimlerinin, kültürlerinin ve hatta insanların mizacının coğrafya ve iklim şartlarından etkilendiğini savunur. O’na göre sıcak iklimlerde yaşayanların daha hareketli, soğuk iklimlerde yaşayanların daha dayanıklı ve sert mizaçlı olabileceğini tartışır. Buradan hareketle ben de bazı çıkarımlarda bulunmak istiyorum.

Karadeniz Bölgesi’nin insanı, doğanın sert yüzüyle büyür. Dağlar dik, yollar virajlı, hava çoğu zaman yağmurlu, sisli, doğu kısımlarında kışın yoğun karlıdır. Yollar kapanır, hayat durma noktasına gelir. Bu zorlu doğa koşulları, insanı da şekillendirir. Dışarıdan bakıldığında sert, hırçın, çabuk parlayan bir karakter izlenimi verir. Ancak Karadeniz insanını biraz daha yakından tanıyınca, damarına girdiğinizde, aslında son derece merhametli, insani, hakkaniyetli ve vefalı bir yürek taşıdığını görürsünüz. Sert kabuğun altında sıcak bir insanlık yatar.

Karadeniz’in bu durumunu ceza infaz kurumlarına benzetiyorum. Ceza infaz kurumları hem mahkûmlar hem de personel için son derece zorlu yaşam alanlarıdır. Yüksek duvarlar, kapalı kapılar, sürekli gözetim, ışıksız, havasız, kasvetli ortamlar… Giriş-çıkışlardaki yoğun güvenlik prosedürleri, duvarlara sinmiş nem kokusu ve yılların biriktirdiği insan nefesi… Cezaevinin yüzü soğuk, havası ağırdır; zordur buralarda çalışmak, yaşamak.

Bu zor koşullar altında çalışanlar, müdüründen infaz ve koruma memuruna; hizmetlisinden idari personeline kadar herkes ister istemez etkilenir. Sürekli stres, tükenmişlik, fiziksel ve duygusal yük… Hal böyle olunca kurum içi çalışma iklimi de sertleşir. İletişim, hak, adalet, eşitlik, liyakat gibi konularda sorunlar kaçınılmaz hale gelir.Mobbing, yıldırma, haksız görevlendirme, haklı-haksız disiplin süreçleri gibi ne yazık ki hatta doğrudan sıkça karşılaşılan vakalar arasındadır

 

Kolay Yol mu, Doğru Yol mu?

Meslektaşlarımızın bir kısmı sorunlarını hukuk yoluyla çözmeye çalışırken maalesef bir kısmı bu tür sorunlara karşı en kolay ve belki de en tehlikeli görünen yolu seçiyor: Sosyal medya… Tepkisini umarsızca bu mecralarda göstermeye çalışıyor. Kurum adı, kısaltmalar, isimler, hatta bazen aile fertlerine varıncaya kadar ithamlar, suçlamalar… Okudukça üzülüyoruz. “Bu işin çaresi sosyal medya mı?” diye sormadan edemiyoruz.

Elbette değil.

Hukuk yoluna başvurulduğunda “Yeterince işlemiyor” denilerek vazgeçiliyor. Geçenlerde bir meslek büyüğümüze sordum: “Mobbing nedeniyle açılmış ve kazanılmış dava var mı ceza infaz kurumlarında?” Hatırlamadı, ben de pek örnek bulamadım. Halbuki engel yok. Kamu personeli mobbing iddiasıyla;

- İdari yargıda iptal davaları (haksız atama, disiplin cezası vb. işlemlerin iptali),  

- Adli yargıda manevi tazminat davaları (mobbing yapan kişilere karşı doğrudan),  

- Gerektiğinde ceza soruşturması (eziyet, görevi kötüye kullanma, hakaret gibi suçlar için savcılığa şikâyet)  açabilir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatları da ortada: Mobbingin ispatı için “şüpheden uzak kesin delil” aranmaz; kuşku uyandıran olgular yeterlidir, sonrasında ispat yükü karşı tarafa geçer. Kazanılmış çok sayıda mobbing kararı vardır (özel sektörde daha fazla olsa da kamu kurumlarında da emsal kararlar mevcuttur).

Peki sorun nerede?

Sorun büyük ölçüde bizde: Adalet arayışında ısrarcı olmama, mücadele etmekten yorulma, yöntemler üzerinde kafa yormama… En kolayı sosyal medyada yazmak, nefret kusmak. Oysa iki yanlış bir doğru etmez hiçbir zaman. Nefret büyüdükçe de adalete dönüşmez; sadece daha fazla kutuplaşmaya yol açar, yaraları azdırır. Son dönemde sosyal medyada gördüğümüz paylaşımların çoğu zaten “adalet” değil, “nefret pompalama” çabası olarak algılanıyor.

 

Ayrıca ceza infaz kurumları ve denetimli serbestlik müdürlüklerinde son dönemde oldukça yaygın bir davranış biçimi görülüyor: Sessiz İstifa (Quiet Quitting), bazen de Sessiz Çatlama ya da Sessiz İşten Çıkarma olarak adlandırılıyor.

 

İstifa kelimesi duyulduğunda akla genellikle işten ayrılmak gelse de, burada böyle bir durum söz konusu değil.  

 

Sessiz istifa, kişinin koşuşturma kültüründen tamamen çekilmesi, mesai saatleri dışında çalışmayı reddetmesi, yalnızca kendisine verilen asgari görevleri yapması ve ekstra çaba göstermemesi anlamına geliyor.

 

Bilimsel çalışmalar, sessiz istifayı şu kavramlarla ilişkilendirerek inceliyor:

 

- tükenmişlik (burnout)  

- iş yeri şiddeti  

- mobbing  

- örgütsel bağlılığın azalması  

- psikolojik sözleşmenin bozulması  

 

Bu süreçte birçok kişi içine kapanıyor, küsmüş gibi davranıyor, boyun eğmiş görünüyor. Yetkin, bilgili, faydalı ve potansiyeli yüksek pek çok personel bu şekilde ya fiilen istifa ediyor, ya pasifize oluyor ya da sistem tarafından dışlanıp diskalifiye ediliyor.

 

Sonuç olarak bu durum;

 

- kurumların işleyiş kalitesini ciddi şekilde düşürüyor  

- kurumsal kültürün sağlıklı gelişimini engelliyor  

- uzun vadede örgütsel performansı ve çalışan memnuniyetini olumsuz etkiliyor  

 

Bu konuya ileride daha detaylı ve farklı boyutlarıyla değineceğiz.

 

Çözüm İçin Atılması Gereken Adımlar:

Adaletsizlikle mücadele etmek için daha yapıcı, sistematik ve yasal yollar geliştirmeliyiz:

1. Bireysel hak arama kültürünü güçlendirmek — Her mobbing mağduru, önce kurum içi şikâyet, sonra idari yargı, gerekirse adli yargı yoluna gitmelidir.  

2. Sivil toplum örgütleri ve eğitim merkezleri tarafından kurumsal farkındalık ve eğitim — Mobbingin ne olduğu, sonuçları ve önlenmesi konusunda düzenli eğitimler düzenlenmelidir.  

3. Sivil toplum ve meslek örgütleri — dernekler aracılığıyla anketler, araştırmalar, istatistik çalışmaları yapılmalı. Emek ister zaman ister para ister ama en önemlisi irade ister.  

4. İyileşme ve destek mekanizmaları — Psikolojik destek, travma sonrası iyileşme programları yaygınlaştırılmalı.  

5. Nefreti değil, adaleti büyütmek — Hak arayışını kişisel intikam veya linç kültürüne dönüştürmeden, hukukun üstünlüğü zemininde yürütmek.

 

Sonuç olarak:

Karadeniz’in sert doğası nasıl insanı hem zorluyor hem de içindeki merhameti diri tutuyorsa, cezaevlerinin kasvetli ortamı da personeli zorluyor ama aynı zamanda hakkaniyetli, adaletli olmaya zorluyor.

Zorluklar kaçınılmaz olabilir ama adaletsizliğe karşı duruşumuz bizim tercihimize bağlıdır.  

Ya sosyal medyada nefret yayacağız, ya kabullenip boyun eğeceğiz ya da hukukla, emekle, dayanışmayla adalete giden yolu açacağız.

Adalet ve hukuk dışında yol yok.  

O yolu hep birlikte, daha kararlı, daha bilinçli yürümeliyiz.

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!