Beğenmiyorsan Yasal Haklarını Kullanırsın!
.
Ceza infaz hizmeti, birçok kamu hizmetine göre çok daha zorlu bir kamu hizmetidir. Hem muhatap olduğu kitle hem de bu hizmetin verildiği mekanların fiziki yapısı etkili olacak ki, ceza infaz kurumlarında bu tür uyuşmazlıklar çokça yaşanıyor. Buuyuşmazlıkların sıkça yaşanmasının bir başka nedeni de bizde kurum kültürünün oturmamış olması, yönetim anlayışının yöneticilere göre değişmesidir. Ancak son dönemdeki iki önemli adım, kişilere bağımlı yönetim anlayışından kurtulma, kurum kültürünün şekillenmesi ve standartlaşma konusunda ümit veriyor.
Birincisi, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç tarafından kamuoyu ile paylaşılan “Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü Personeli Etik Davranış İlkeleri”… Bu ilkelerin sekizincisi olan “yöneticinin hesap verme sorumluluğu” başlıklı ilke; “Ceza infaz kurumları ve denetimli serbestlik müdürlükleri yöneticisi; yasal çerçevede belirlenmiş görev, yetki ve sorumluluklarının ifasında her zaman hesap verebilir ve denetime açık durumdadır…” şeklinde bir görev anlayışını gerekli-zorunlu kılıyor.
İkincisi ise Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Enis Yavuz Yıldırım imzasıyla ceza infaz kurumlarına gönderilen “Güvenlik Standartları” genelgesi… Bu genelgeyle de ceza infaz kurumlarının asli fonksiyonu olan “güvenlik” unsurlarının, işin/çağın gerektirdiği standartlara uygunluğu ve bu konuda uygulama birliğinin sağlanması amaçlanıyor.
Yeri gelmişken şu temennimi de dile getirmek isterim. Umarın, standartlaşmaya ilişkin bu iki güzel-önemli adım, iyileştirme standartlarının da belirlenmesiyle taçlandırılır.
Konumuza dönersek; yöneticilerin kişisel, keyfi ve konumlarına uygun olmayan, etik ve hukuki olmayan söylem, eylem ve kararları söz konusu olduğunda hak arama yolu açık. Ancak hak arayışında olan kişinin, bu arayışta haklı kalabilmesi ise meselenin bir diğer önemli yönü. Zira idari uyuşmazlıklarda bir davanın kazanılması sadece maruz kalınan haksızlığa değil, bu haksızlığın somut olarak ispatlanmasına ve hak arama sürecinde belirli usullere uyulmasına bağlı.
Unutulmamalı ki; duygusal tepkiler, maksadını aşan sosyal medya paylaşımları, kişisel diyaloglar, muhataba yönelik uygunsuz söylemler süreci sabote ediyor. Kişiyi haklı iken haksız duruma düşürüyor. Özellikle yıldırma söz konusu olduğunda ve bunun kronik bir sorun haline gelmesi durumunda, elbette bu durumu ispatlamak ve yıldırma ile mücadele etmek bir çalışan açısından oldukça zor. Ancak yine de sabırlı olmak ve hak arama mücadelesini yasal sınırlar içerisinde kalarak yapmak, her kamu çalışanın bir başka sorumluluğu.
“Ben/biz böyle takdir ettim/ettik. Beğenmiyorsan yasal haklarını kullanırsın.” tarzı yaklaşımlar, elbette yıpratıcı. Ancak “takdir” her yöneticinin hakkı olmakla birlikte bu takdiri konusunda “hesap verebilir” olması da onların önemli bir sorumluluğu.
Takdir ve hak arama haklarımızı bu bilinç ve sorumlulukla kullanmak zorundayız. Unutmayalım ki, aksi davranışlar yeni sorunların ortaya çıkmasına ve meselelerin çıkmaza girmesine neden oluyor.
Amaç, görevini yapmak ya da hakkını aramak ise hepimiz sınırlar içerisinde kalmak ve sorumlu davranmak zorundayız. Görevimizi de sorumluluklarımız da bilmek zorundayız. Hakkımızı ararken gösterdiğimiz çabadan daha fazlasını işimizi-görevimizi yaparken de göstermek zorundayız.
Sorumluluklarımız olduğunu unutmamalıyız…
Muhataba hakkını aramayı tavsiye etmek yerine, hakkını teslim etmeyi seçmeliyiz…











0 Yorum