Adem’in Gerçek İhtiyaçları
.
Hani hepimizin bildiği bir ihtiyaçlar hiyerarşisi vardır. Okulda her fırsatta anlatılır. Maslow’a ait bu yaklaşım bir piramitle gösterilir ve bu piramidin basamaklarında insani birtakım ihtiyaçlar belirlenmiştir. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi, insanı temelde biyolojik ve psikolojik güdülerle hareket eden bir varlık olarak ele alır. Açlık, güvenlik, aidiyet, saygınlık ve kendini gerçekleştirme basamakları, insan davranışını aşağıdan yukarıya doğru zorunlu bir ilerleme şeklinde açıklar.
Bu kurguda ciddi ve oldukça iddialı bir varsayım vardır: Alt basamaklar tatmin edilmeden üst basamaklara çıkılamaz. Bu yaklaşım, “beşer” dediğimiz; biyolojik, içgüdüsel ve dünyevî yönü ağır basan varlık tasavvuruyla büyük ölçüde uyumludur. Peki bu kural tüm canlılar için geçerli mi? Ya bizim için?..
Bu tartışmayı inanç zeminine taşımak istiyorum. Birçok inanç sisteminde insanın fizyolojisinden çok manevi yapısına önem verilir. İnsan yalnızca biyolojik bir varlık olarak değil, esas değeri ruh, bilinç, ahlâk ve metafizik boyutunda ele alınır. Örneğin, İslam düşüncesinde insan yalnızca “ihtiyaçları olan bir canlı” değildir. İnsan, irade sahibi, anlam arayan ve gerektiğinde biyolojik ihtiyaçlarını bilinçli olarak askıya alabilen bir varlıktır. Bu noktada “beşer” ile “insan/âdem” ayrımı önemlidir. Beşer, açlık hisseder, açlık güdüsü her şeyin önüne geçer; âdem ise açken yememeyi seçebilir. Maslow’un modeli birincisini açıklar, ikincisini açıklamakta yetersiz kalır.
Oruç bunun en somut örneklerinden biridir. Oruçlu bir kişi açtır, susamıştır, biyolojik olarak en alt basamakta yer alan fizyolojik ihtiyaçları tam anlamıyla karşılanmamaktadır. Maslow’a göre bu durumda kişinin “daha üst” motivasyonlara yönelmesi beklenmez. Oysa oruç tutan bir mümin, tam da bu eksiklik hâli içinde anlam, irade, kulluk ve ahlaki bilinç bakımından en yüksek düzeyde bir eylem icra eder. Açlığın bastırılması, kendini gerçekleştirmeye engel olmak bir yana, bizzat onun aracı hâline gelir.
Benzer şekilde, güvenlik ihtiyacı da İslamî insan tipinde mutlak bir öncelik değildir. Tehlike altında hakikati söylemek, zulme karşı çıkmak, canı pahasına adaleti savunmak; Maslow kusura bakmasın ama ademin bu hâli, ikinci basamağının bilinçli olarak ihlal edilmesidir. Burada kişi güvenliği seçmediği için değil, daha üst bir anlamı daha alt bir ihtiyacın önüne koyduğu için böyle davranır. Bu, ihtiyaçlar hiyerarşisinin “zorunlu sıralama” iddiasını temelden sarsar.
Maslow’un en üst basamağı olan “kendini gerçekleştirme” de İslami bağlamda farklı bir anlam kazanır. Maslow için bu, bireyin potansiyelini ortaya koymasıdır; merkezde “ben” vardır. İslam’da ise kemal, nefsin tatminiyle değil, nefsin terbiyesiyle ilgilidir. Kişi kendini gerçekleştirmek için kendinden, dünyevi yaşamın debdebesinden vazgeçer. Maddi hayatı maneviyata göre şekillendirir. Bu durum, hiyerarşinin tepesine ulaşmak için alt basamakların doyurulmasını değil, çoğu zaman bilinçli olarak sınırlandırılmasını gerektirir.
Dolayısıyla İslam’a göre düşünen ve yaşayan bir âdem için ihtiyaçlar hiyerarşisi tersine dönebilir, kesintiye uğrayabilir ya da tamamen devre dışı kalabilir. Açken şükredebilir, güvensizken veya muhtaçken tevekkül edebilir, takdir görmezken izzetini koruyabilir. Bu davranışlar patolojik değil; aksine kemalât yolculuğunun işaretleridir.
Mübarek Ramazan Ayı’na girdiğimiz bu günlerde, kapitalist sistemin dayattığı materyalizmin, insanın yalnızlaştırma ve bireyselleştirme çabasına karşın Müslüman kimliğimiz bizi toplanmaya, yardımlaşmaya ve dayanışmaya itiyor. Göründüğü üzere, Maslow’un modeli, insan davranışını açıklayan evrensel bir yasa değil; modern, seküler ve birey-merkezli bir antropolojinin ürünüdür. Beşeri açıklar, fakat âdemi kuşatamaz. Yani kısacası adem, ihtiyaçlarının mahkûmu değil; ihtiyaçlarını anlamın emrine veren bir varlıktır. Bu haliyle beşer, maddi ihtiyaçlarına esareti ölçüsünde insandır ve özgürdür.
Tüm insanlara, maddiyatın esiri değil efendisi olabilecekleri özgür bir yaşam diliyor, Ramazan’larını tebrik ediyorum.











0 Yorum